Ahmet Önal: Uygarlık, Mitoloji ve Din!

Uygarlık, Mitoloji ve Din!

Başta belirtelim ki, Ermeni, Fars, Kürt mitolojileri; Sümer, Yunan, Mısır mitolojilerinden derin etkilenmiş, Arya uygarlığı olarak tanımlanan bir tarih ile paralel olarak şekillenmiştir. Bütün bunlar üzerinden hareket ederek, inançlarımızı, ritüellerimizi, değerlendirirsek daha sağlıklı sonuçlara varabiliriz.

Ahmet Önal

16.09.2020, Çar | 10:47

Uygarlık, Mitoloji ve Din!
Makaleyi Paylaş

Bütün bunlar üzerinden hareket ederek, inançlarımızı, ritüellerimizi, değerlendirirsek daha sağlıklı sonuçlara varabiliriz.

Mihtra inancı, Rêya Heqîyê, Yaresanlık, Êzdilik, Müslümanlık, Alevilik-Şialık, Sünnilik tartışılırken bu bakış açısı ile olguları ele alırsak doğru sonuçlara daha kolay varabiliriz. Zira çok tanrılılık, tek tanrılılık ve tanrısızlık inanç ve düşüncelerinin bu süreçten nasıl etkilendiği ya da nasıl yorumlayıp tepki verdiğini tartıştığımızda, daha sağlıklı bir aydınlanmaya kapı aralayabiliriz.

Kendimizi anlamamız için dünyayı da öğrenmemiz gerekmektedir. Zira Kürtlerin inanç, tarih ve antropolojisini anlamak için, Sümer, Mısır, Yunan başta olmak üzere, dünyadaki uygarlıkları, mitolojileri ve inançlarını bilmeden, kendimizin inanç köklerini anlamamız ve yorumlamamız yanlış olur ve bu yanlışlardan kurtulmamız da mümkün olmaz.  O halde;

Uygarlık, Mit, Mitoloji ve din kavramlarını nasıl algılamalıyız?

Uygarlık, insanlığın üretim aletlerini yaratarak, artı-ürünü elde edecek düzeye eriştiği, bilim, bilgi ve olguları algılayıp yorumlama aşamasına geçtiği zemindir.

Mit, özünde kutsanmış ya da tabulu haldır.

Mitoloji ise bu tabulu hal üzerinde şekillenen inanç, hikaye, yaşam ve kültürü inceleyen bilimdir.  Kısacası  mitoloji,  insanlığın ulaşamadığı bilgiyi, kahramanlarla, hayal gücü üzerinden yaratığı tanrısal inançlar ile kendisini de bir yere yerleştirerek oluşturduğu kültürel yaşamı ya da felsefeyi  inceleyen bilimdir.  

Din, uygarlık ve bilimin tıkanması üzerinden, Albert Einstein’in özlüce belirtimiyle; “Büyüklerin dinleyebileceği, inandırıcı,  anlatımı basit ve akıcı nitelikte  tasarımlanmış, peşinen doğruluğu kabul edilmiş,  nedensellikleri sorgulanmayan  masallardır!” der.

Zira dünyada pek çok müzik, edebiyat,  marka ve insan isminin mitolojinin kahramanlarından seçilerek aldığını biliriz.

Tarihsel  yaşamda, insanlığın yaşadığı çağı itibari ile bilimsel olarak izahında tıkandığı ve  açıklayamadığı  olgular karşısında, olasılıklar üzerinde hikayeler ile  izah etmeye çalışmıştır. Bu izahatlar inanç ile birlikte işlenmiştir. Krallar ve İktidarlar, yaratılan bu hikaye ve inançları kendi yönetimlerini meşrulaştırmak üzere gözden geçirmiş, revize etmiş ve yeniden topluma sunarak ve yaygınlaştırarak meşruiyetleri için işlemiştir.

Aynı şekilde, sonradan gelip işgal eden devlet ve topluluklar da yerel halkların yarattığı mitolojiyi yerine göre revize etmiş, yerine göre kabullenmiş  ve sahiplenmiş. yerine göre  tahrip ederek silikleştirmiştir.

Bu açıdan özgün olarak; Avustralya mitolojisi, Avustralya’ya  yakın Maori mitolojisi,  Sümer mitolojisi,  Mısır mitolojisi; Çin mitolojisi, Amerikan yerlilerinin mitolojisi, Yunan mitolojisi, Roma mitolojisi, Nors(İskandinav, Kuzey Almanya ve İzlanda) Mitolojileri incelenmeye değerdir.   Bu mitolojiler bin yıllarca yerleşik kalmış halkların yarattığı üretim, icatlar, medeniyetler ile yarattığı kültürel ihtiyaç ve algının sonucu oluşmuştur.   

Tekrar dikkat edildiğinde, işgalcilerin, akıncıların, talancıların düş dünyasında mitoloji oluşmamıştır.  Onlar, işgal ettikleri bu bölgelerde ya mitolojiyi bozmuş ve kendi işgalci iktidarı doğrultusunda kullanmış ya da işine gelmediğinde yarattığı yalancı tarihleri doğrultusunda tahrip etmiştir.

Tıpkı İngiltere’nin, sömürgelerinde yaptığı gibi!

Tıpkı Amerika işgalcilerinin, Amerika’nın yerlileri Mayalar’a, Aztekler’e, İnkalar’a yaptığı gibi.

Tıpkı, yayılmacı İslam ordularının girdikleri yerlerde, Şeriatlarını/kanunlarını dayatarak, yerel halkların dinini, inancını, hayal dünyasını yıkıp, tahrip ettiği gibi.

Mitoloji bilimini, tabuulardan çıkararak, kültürel geçmişimizin bir parçası olarak incelediğimizde, algı dünyamızı, kültürel geçmişimizi, geleneklerimizi inceleyebiliriz ve onları insani değerler için kritik edebiliriz.  Bunu ele aldığımızda görürüz ki;

Göçebe ve akıncı toplulukların, özgün dini yoktur.

Göçebe ve akıncı toplulukların, özgün tanrıları ve tanrısı da yoktur.

Dolayısı ile göçebe ve akıncı toplulukların, özgün mitolojisi de yoktur.

Göçebe ya da akıncılar,  işgalci olarak gittikleri topluluklar içinde, onların kültürünü, dinlerini ya kabul ederek entegre olurlar ya da asimile ederek "kendilerine ait"   nitelendirir ya da tersi şekilde yasaklar veya inkar yoluna giderler. Bazı durumlarda da sentezleyerek, kırıp parçalayarak, değiştirerek bir başka senteze uğratarak, geçmişinden kopararak, ne üdüğü belirsiz bir çarpık ve tutarsız kültürü ortaya çıkardıkları da görülür ki, burada büyük bir dejenerasyon yaratırlar.  

Böyle olunca, dünyada halklara dair mitolojileri ele alırken, yerel olarak insanileşmiş halkların, özgün mitolojisinden söz edilebilinir ve onlar esas alınarak olguyu doğru ortaya çıkarmak, tanımlamak mümkün olabilir.

Çünkü mitoloji; insanlığın bin yıllarını alan, uzun bir süre içinde doğaya yerleşmesi, doğaya hüküm etmesi, doğada üretmesi, doğa ile adeta harmanlanansak ve ona  dair düşünmesi, doğaya ve çevresine dair düş kurması, hayal gücünü aktive etmesi ve medeniyete adım atması, icatlar yaratması ile mitolojisini oluşturabilmiştir. 

Bu açıdan belli başlı yerlerdeki halkların uzun süre kalmaları üzerine oluşan mitolojilerini tespit etmek mümkündür. Örneklemek gerekirse:

 

Sümer Mitolojisi;

Yine bir başka medeniyetin yaratıcısı ve ilk Çiviyazıları dedikleri yazıyı icat eden kabile olarak tarihe geçen Sümerlerdir.  Sümerler, daha sonraları Yunanlıların, Dicle ve Fırat vadisine ismini verdiği Mezopotamya'nın yerelleşmiş halkıdır. Sümerler, M.Ö. 4.000 yıllarında yaşamış köklü bir uygarlıktır. İncil’den de anlatıldığı üzere, bölgenin coğrafik şekillenmesi kar ve yağışların bolluğu sonucu, azgın suların oluşması neticesinde Nuh’un gemisinin en yüksek dağlarından biri olan Ağrı ya da Cudi’de kalışın hikayesi ve iddiaları ile sürüp gider.

Sümerlerin yarattığı medeniyetin doğuşu aynı zamanda dünyaya açılım sağlayacak site devletlerinin oluşması mitolojisindeki zenginliği ortaya çıkarmak bakımından dönemine “altın çağ” da denildiği ilginç bir durumdur. Ayrıca astronomi ve mitoloji bilimi konusunda sundukları keşiflerle de Mısır, Girit ve Yunanlılar gerek işgal gerekse de geçiş şeklinde bu  medeniyetlerde derin miraslar devir olunmuştur.

Sümerler dönemi de tıpkı Avustralya durumunda olduğu gibi pek çok kabile, dil ve halkın buluştuğu bir alandır. Böyle bir ortamda çıkan mitoloji farklılıkları da beraberinde getirir ki Sümerlerdeki çok tanrılılık ta bunun sonucu olabilir.  Sümerlerde yazı, çizim ve hayvan resimlerinde tarihi anlatım ve mitolojilerini  yakalamak üzere arkeologlar, antropologlar ve tarihçilere önemli veriler bıraktıkları dikkatlerden kaçmamıştır. Ancak sonradan gelen istilacılar, geçmişi silip, tarihi kendilerinden başlatmak için, o verileri hem sahiplenip hem de yarattıkları uydurma tarihi ortaya çıkarabileceği korkusu ile tahrip ettikleri bir gerçektir.

Sümerlerdeki gök tanrısı AN ile karşılığı olan dişi yer tanrısı   ’in ayrılışını, daha sonra oğulları ENLİL’in babasını devirerek tanrılar tapınağının kralı oluşunun  hikayesini anlatır. Metnin bir başka anlatımında ise, hava tanrısı NİNLİL’e nehirde yıkanmaması öğütlenir.  Bütün tembihlere rağmen   bu durumun ENLİL’in ilgisini fazlasıyla çekmesinin önüne geçilmediği ve kaçınılmaz olarak NİNLİL ile ENLİL’in nehirde buluşarak birleşmeleri neticesinde Ay tanrısı NANNA’ya hamile kalışını  anlatır. Bu hamile kalış karşısında tanrıların paniğe kapılarak, NİNLİL ile ENLİL’İ cezalandırarak toprağa gönderisini hikaye eder. Sonra da NİNLİL ve ENLİL bekçi, nehir sahibi ve gemici olmak üzere farklı kılıklara girerek, bir çok evlat yaratarak NANNA ailesini büyüttükten sonra, kardeşlerini yerde bırakarak, ait olduğu gök yüzüne  yükselerek, özgür kalışlarını anlatır. Burada yer, gök, su arasında dolaşan bir çok tanrılar, kutsiyetti dillendirilirken, doğada bir denge ve bu dengeler arasında RÜZGARI’ın sağladığı ferahlatıcı ve göklere yolculuğu kolaylaştıran ve tamamını kutsallaştıran  ritüeller arasında,  kültürü hikaye eden hayal gücü ile kendini mitleştirir.

Sümer mitolojilerinde tanrılar aynı zamanda kahramandır. Ancak doğadan soyutlanarak anlatılan kahramanlar değildir. Mitlerinde göğe, toprağa, denize, Ay’a ve savaşa adanmış tanrılar ile diğer mitolojiler ile birebir olmazsa da yakın karakterler gözlemlemek mümkündür.

Sümer mitlerinde  başlıca kurucu tanrılar, şehir devletlerinin kralları ile özdeşleştirilir ve onlar üzerinden tasvir eder. Daha sonra şehirleri yöneten aileler de onların soyları üzerinden seçilir. Bu kralların ilahileşme düşüncesini gelenekselleştirir. Bu da krallara ve haksızlıklarına kafa tutmayı zorlaştıran bir sonuç yaratmıştır. Bunu Sümerlerin “ENKİ” ve “GILGAMÊŞ ve TUFAN” hikayelerinde de görmek mümkündür.

 

Mısır Mitolojisi;

Nasıl ki Dicle ve Fırat havzasında başlayan üretim ve medeniyet Sümer mitolojisini  yarattıysa, Mısır mitolojisini de yaratan Nil deltasıdır.

Mısır Mitolojisi, Sümer mitolojisinin adeta restore edilmiş halidir.  Mumyalanmış ölüler, piramitler, hiyeroglifler, firavunlar ve sfenksler gibi hemen herkesin aklında Eski Mısır ile özdeşleşmiş birtakım imgeler Mısır kültürünün ritüellerini, dini mitleri ve kimliğiyle ne kadar köklü olduğunu gösterir.  Mısır toprakları ve kültürü altın çağını MÖ. 1600-1000’de yanı  Firavunların iktidara geldiği yıllarda yaşar.  Hatşepsut, Büyük Ramses ve Tutankamon bunlardan bir kaçıdır.

MÖ. 4. Yüzyılda Mekadonya Kralı III. Aleksandros ya da daha yaygın olarak bilinen adıyla Yunan hükümdarı Büyük İskender, devasa Pers İmparatorluğunu fetih ederek Suriye ve Mısırı da kapsayan geniş bir coğrafyayı işgal etti, büyük bir İmparatorluk kurdu. Mısır’a da aynı adla büyük bir şehir kurdu. Ancak Eski Mısırlılar böylesi ağır bir yenilgiye rağmen, ritüellerini korudu ve pek etkilenmedi. Bu durum Yunanlılar ile Mısırlılar arasında kültürel, düşünsel ve bilim  alışverişini geliştirdi, ortaklaştırdı. Bu durum İskenderiye’de   önemli bir eğitim merkezi olarak ün kazanmasına vardı ve bu prestijini hep korudu.

Kalbinde Nil’in aktığı dağlar, denizler, çöllerle çevrili Mısır coğrafyası içinde uzun ömürlü ve büyük bir medeniyetin boy vermesine olanak buldu. Bu açıdan Mısır mitolojisi karmaşıktı. 2500 yıllık ve 18 kraliyet hanedanı antik Mısır’ın kültürünü ve ibadetlerini derinden etkilemişti. Mısırlılar için mitler, sadece hikaye olmanın ötesinde idi. Güneş’in, Ay’ın ve yıldızların geçişi gibi, evrenin belli başlı gerçeklerine dayanan hikayeler, o günün toplumuna önemli dersler veriyor ve ileri taşıyordu.   Bilgiyi buradan kapan Yahudiler, günümüze kadar bilimsel çalışmalarda, sanat ve edebiyatta hep başa gittiler.

Mısırda üretilmiş efsanelerin pek çok versiyonu vardır. Kültürü yaratan her yerleşik halk, aynı zamanda kendi yerel tanrılarını da yaratır. Bu açıdan isimler ve ayrıntılar hikayeye bağlı olarak değişiklikler gösterir. Mısırlılar Evrenin yaratılışındaki  farklı  anlatımları, “her tanrı kendi evrenini kendisine göre yaratır” diyerek çatışmalı anlatımdaki farklılıkları anlaşma ile sonuçlandırmayı becermişlerdi.

 

Yunan Mitolojisi;

Yunan Uygarlığı da tıpkı Aryan uygarlığı gibi uzun bir tarihi süreci kapsar. Hukuk, felsefe, demokrasi, mimari ve matematikteki Pisagor teorisinin bulunuşu  ile yapılan atılımların beslendiği alan Yunan mitolojisinin üzerine oturduğu zemindir.

Girit’teki Knossos’ta yapılan kazılarda ortaya çıkarılan, Minosluların lideri Kral Minos (yaklaşık MÖ. 2200)’a, Mikenlerin dönemi(MÖ.1600-1200)’a ait mimari yapılara rastlanır.  Yunan İmparatorluğu  Büyük İskender(MÖ:4. Yüzyıl)’in zaferleri ile, İran, Mezopotamya, Mısır, Hindistan’a kadar taşır.

Yunan medeniyeti kendine has özelliklerine MÖ. 8. Yüzyılda altın çağına kendi alfabesini yaratması ile ulaşır. Bu sayede en bilinen mitolojilerini kağıda dökerek gelecek nesillere ulaşmasına imkan sağlar.

Homeros un destansı tarzda kaleme aldığı Yunan şiirlerinin en ünlüleri olan İlyada ve Odysseia (MÖ: 800-700) batı dünyasının en ilk eserleri olarak kabul edilir. Bu eserler hala da pek çok hikaye, filmlere ilham kaynağı olmaktadır. Yunan mitolojisi, modern dönemde bile Batı dünyası üzerinde derin bir etkiye sahiptir. Göklerin tanrısı, Kronos ile Rhea’nın çocuğu, kız kardeşi Hera ile evli olup, Yunan mitolojisinde Güneşi temsil eden Apollo ile Artemis kardeşlerin babası   Zeus en gözde tanrı olarak önemli bir yere sahiptir.

Yunanlılarda tüm tanrılar hem kardeş, hem de savaş halindedir.  Zeus, Poseidon  ve Hades, Kronos’un çocukları ve   kardeştir.  Mite göre kardeşler dünyayı aralarında pay etmek için çöp çekerler. Zeus’un payına yer ve gök, Poseidon’un payına denizler, Hades’in payına ise şansızca yer altı düşer.  Bu durumu Hades’i sinirli, sert mizaçlı kılar.  Ölüleri sadece cennet ve cehennem olarak  bilinen yerlere yollamak yerine, onlar için, karakterlerine göre çoklu muamelelere tabi tutan bölümler var ve ona uygun tasnif ettiği üzere bir ahret yaşattığı  hikaye olunur..

Poseidon, aynı zamanda Polyphemus’un babasıdır. Polyphemus’u Homeros’un Odesasında anlatılan Kikloper’in kralı tek gözlü canavar olarak, Yunan mitolojisindeki ilk kahraman olarak halen batıda hikayelerde anlatılan kahraman olarak canlandırılır.

Yunan mitolojisinde  aşk, arzu ve güzellik tanrıçası Afrodit, ateş tanrısı Hephaistos’un eşidir.  Afrodit’in bir de savaş tanrısı Ares’in sevgilisi olarak kovuşturulan bir hikayesi de var. Bu aşk, güzellik ve arzunun etrafında tanrıların kızışan meydan savaşları destanlara heyecan verir.

Yunanlıların aşk için iki sözcüğü vardır. “Agape” derin ve ruhani bir aşkı, “Eros” ise fiziksel arzu ve ihtiyaçları ifade eder. “Erotik” sözcüğü bu tür bir aşktan gelir.

Yunan mitolojisinde, kanatlı, gümüşten yayı ve okuyla resim edilen erkek ya da oklar ile fırlatılan bebek  Eros , cinsel arzuyu ateşlediği düşünülür.

Atena, Yunan mitolojisinde diğer tanrıçalara rağmen şiddeti tetiklemeyen ve uzak duran bir özelliği vardır. Atena; hamile annesi Metis’i yutan Zeus’un hayalindeki zırha bürünmüş, maceraya hazır bir şekilde ortaya çıktığı iddia olunur.   Atena;  bilgi, cesaret ve Yunan kültüründeki  soylu öğeleri içinde barındırdığı için, hukuk ve adaletin tanrıçası olarak tanımlanmıştır. Roma medeniyetinin merkezi ve şimdiki baş şehiri Atena/Atina onun ismini taşımaktadır. Atena ve Poseidon bu şehrin kendilerine adanması için çekişirler. Poseidon, tespit ettiği kaynak suyunun şehirden akması için  tercihini kullanır. Atena ise, tespit ettiği kaynak suyunu zeytin ağaçlarına hayat vermek için kullanarak, Poseidon’un önüne geçer. Kızgın olan Poseidon, zaman zaman şehri sele verir. Bunu yanlış gören on iki tanrı, şehre Atena ismini vererek, bilgelik, cesaret, hukuk ve adalet in şehri olmasına karar verirler.

Yunan mitolojisinde tek savaş tanrısı olmazsa da Zeus ve Hera’nun oğlu Ares, savaş ve çarpışmanın, vahşi arzunun, gazabın diliyle  savaşla ilişkilendirilen özel bir tanrı olarak hikaye edilir.

Yunan mitolojisinde  Hephaistos, ateşin, volkanların, madeni eşyalarla heykelin tanrısıdır.  Yunan sanatında taşıdığı çekiç ve maşa ile eşeğe binerek gezdiği için bu özelikleri ile tasvir edilir.

Yunan Mitolojisinde Gaia, Her şeyin anası ve toprak tanrıçasıdır. Yunan tanrılarının anaerkil figürüdür. Tüm tanrılar onun Uuranus’la(Gök), Pontus’la(deniz) ve Tartarus’la(yer altı) birleşmesinden olmuştur.

Gaia, üstlendiği ana figürüne rağmen, şiddetten uzak durmaz. Oğlu Kronus’un, Uranus’u devirerek hadim edilmesine yardım eder. Oğlu Kronus’un soytarılıklarından bıkınca da torunu Zeus’u Titanları devirip, tanrıların lideri olması için desteklemiştir. Torunu Zeus’un dişli bir rakip olması Gaia’nın eseridir.

Yunan mitolojisinde, bitki tanrısı Adanos, bahar tanrıçası Persepone, Gaia’nın  benzeri olarak tanımlanan Afroditin annesi Dione de ikincil olarak da bilinse toprak ana olarak hikayelerde yerini  alır.

Yunan mitolojisinde savaş önemli bir yer tutar. Bu nedenle, Hareklas(herkül) ‘ın on iki kahramanlığı hikaye edilir.  Arslanı boğuşarak parçalamak. Yedi başlı yılanı ve yılanın yardımcısı yengeci aklıyla yenilgiye uğratmak. Artemis için kutsal olan boynuzlu geyiği yakalayıp getirmek. Yaban domuzunu ağla sağ yakalamak. Elis Kralı Augeos’un 100 yıldır temizlenmemiş, 1000 sürülük ahırını nehirlerin yönünü ahırlara vererek temizlemek. Stymphalos Gölü’nün sürü halindeki kuşlarını teker teker çıngırağıyla öldürerek temizlemek. Poseidon’un denizlerden gönderdiği ve Kral Minos’un karısı ile cinsel arzularını  tatmin eden, bu birleşimden yarı insan yarı hayvan Minotor’u dünyaya getiren boğayı yakalamak. Kral Diomedes’in atlarını çalmak. Hippolyta’nın sihirli kemerini geri getirmek. Geryon’un sığırlarını çalmak. Hesperidler’in elmalarını çalmak.  Üç başlı köpek Kerberos’u yakalamak vs.. meşhur hikayeleri vardır Hrakles’in.

Ayrıca, Yunan miyolojisinde, “Persus ve Medusa”, “Midas”, “Kroisos””Tebesus  ve Minotor”, “Europa” ve “İkarus” gibi hikayeler ile süslemiştir.

 

Roma Mitolojisi;

Diğer uygarlıklara kıyasla, çağdaş Barı toplumlarına en büyük etkiyi Roma’lıların yaptığı söylenebilinir. Esasında mitolojilerindeki tanrılardan hukuka, sanat, felsefe, edebiyat, toplum yapılanması, tiyatro ve teknolojiye kadar Yunanlılardan devir almışlardır.

Batı ve Kuzey Avrupa coğrafyasının esasını, Kuzey Afrika, Yakın Doğu ve Orta Doğu’yu bin yıla kadar sürdüğü imparatorluğu ile hakimiyet alanına aldığı bilinir. Bu imparatorluk oluşurken, Küçük yerleşim birimleri  olarak ortaya çıkan gruplar MÖ: 600 yıllarında Roma şehrini oluşturmuştur.  MÖ. 509 yılında  ilk cumhuriyeti kuran -éroma Senatosu, çok geçmeden İtalyan Yarımadası’ndaki yerleşimleri de hakimiyetine aldı.

Romanya; ilk denizaşırı tapraklarını, Sicilya, İspanya, Kuzey Afrika’yı ele geçirmiş ve bunu takiben Mekadonya Savaşları sonucunda, Yunanıstan ve  Ön Asya’yı fetih etmiştir. MÖ. 27 yılında Jül Sezar’ın oğlu Roma’nın ilk İmparatoru olmuş ve sonrasında da bunu takip eden 400 yıl boyunca, Roma merkezli İmparatorluk genişleyerek ayakta kalmıştır. Ne hikmetse bu kadar genişleyen imparatorluk kendini koruyamaz olmuş ve MS. 455’te Germen kabilelerinin Kuzeyden gelen saldırılarına karşı kendini savunamamış, Roma şehri yağmalanmış ve MS:476’da Son Roma İmparatoru Romulus Augustus tahttan inmiş, imparatorluk çöküşe gitmiştir.

Roma Şehrinin kuruluşuna dair çokça hikayeler vardır. Erken dönem mitleri, Roma  şehrinin Romulus ve Remus tarafından büyütülerek kurulduğunu hikaye ederken, Vergilius’un “Aeneas” şiirinde, şehrin tanrılar tarafından gönderilen Turuvalı bir kahraman tarafından kurulduğundan bahis eder.

Romulus ve Remus  

Babaları bir savaş tanrısı olan Mars’ın iki evladı,  Romulus ve Remus’u   kıran kırana bir savaşta terk etmek zorunda kalınca, bir korku simgesi olan kurtun kendilerine denk gelip, büyütmesi ile yaşama tutunurlar. Ancak vardıkları bu yaşam uzun sürmez ve MÖ. 753 yılında, Romulus kardeşi Remus’u bir kavgada öldürür.  Bunu kutlamak için kendi adına bir şehir kurar. Kurduğu bu şehre insanları getirip yerleştirmek üzere Sabinum bölgesinin kadınlarını rızaları olmadan kaçırarak, getirip yerleştirir.  Bu kaçırılış hikayesi, Rönesans sanatında “ Sabin kadınlarının kaçırılışı” olarak bir çok tabloda yer alır.

Böyle çarpıcı bir miti başlangıç noktaları olarak hikaye eden Romalılar,  hırslarını imparatorluklarının lehine hırsla kullandıkları bir yetke duygusu olarak nesillerine zikretmişlerdir.

Aeneas

İlk Roma İmparatoru Augustus Sezar, MÖ. 29 yılında, Romanın kuruluşu hakkında,  Vergilius’u bir şiir yazması için görevlendirir. Geçmiş Cumhuriyet ve iktidarların pek çok saldırı sonucu dağılıp yerine bir imparatorluğun kurulduğunu bilirterek, şehrin kuluş hikayesini yeniden anlatarak Roma’ya saygınlık kazandırmak isteyen bir şiir sipariş eder.  Şiirde,  Augustus ailesinin kan bağı ile Roma’nın tarihine bağlarken, Augustus’un Jül Sezar tarafından evlat edildiğini görmezden gelir.

Bu sipariş üzerine, Vergilius, Aeneis’te 10 yıllarca süren Turuva Savaşı’ndan Yunanlıların zaferinden  İtalya için yeni bir  yerleşim alanı bulmak için kaçışının hikayesini, Homeros’un iki büyük eseri, İlyada ve Adissea eserinden alıntıladığı hikayeyi revize ederek, Romalıların bildiği Yunan mitlerini ve hikayelerini bir kalemde Romalılaştırarak sunar.  

Burada en gözde anlatım ise Aeneas ile Dido’nun hikayesidir.  Dido İtalya’ya yolculuk eden ve Aeneas’in aşık olduğu Kartaca kraliçesidir. Aşk tanrıçası ve aynı zamanda Aeneas’ın annesi olan Venüs, bir fırtına çıkarıp ikisinin aynı mağaraya sığınmasını sağlayarak onları biribirine aşık eder.

Sonunda Jüpiter’in elçisi Merkür tarafından Aeneas’a görevinin Roma şehrini kurmak olduğunu, Vido’yu bırakmak zorunda kaldığını izah eder. Aeneas’ın, Dido’ya verdiği kılıçla, Dido intihar  eder.  Aeneas gemisine binerek uzaklaşırken, Dido’nun yanan cesedinden çıkan ve parlayan alevlerinde ne yapması gerektiğini anlar. Aeneas daha sonra yer altı dünyasında karşılaşır, ancak Dido buz kesilmiş bir sessizlik içinde Aeneas’a ilgisiz kalır ve yaklaşmayı reddeder. Bu Aeneas  ve Dido’nun hikayesi, Avrupa edebiyatında, unutulmaz bir sahne olarak hep canlı kalır.  

Burçlar da Roma Mitolojisinden  önemli yer tutar. Ancak burçlar, Sümerler ve Babil kaynaklı olduğu, Yunanlıların da mitolojilerine aldığı  pek çok yerde belirtilir.  Burçlar farklı bölgelerdeki mitolojik anlatımların nasıl birbirine geçerek kullanıldığını ortaya koyan bariz örnektir.

Romalıların, “Orfe ve Eurydike”, “Turuva Atı”, “Minalius ve Roma’nın Kazları”, “Pyramus ve Thisbe”, “Aiolos ve Rüzgarlar” gibi mitolojik hikayeleri halen sıkça anlatılır.  

Avustralyalı Aborjinlerin Mitolojisi.

Her ne kadar İngilizler, iki asır öncesinde Avustralya'yı sömürgeleştirmişlerse de, bilim insanları Avustralya medeniyetinin Medeniyetinin 10 bin yıl öncesinde yerel halklar tarafından 400 farklı kabilenin muazzam çeşitliği ile yaratılmış bir medeniyet ve bu medeniyet üzerinde oluşan bir mitolojiden söz edilir. İngilizlerin orayı işgal etmesi ile o mitolojiyi "kendine ait" olarak iddia etmesi yalan olur. Tıpkı İttihat ve Terakki Cemiyeti ve ardıllarının Sümer, Mısır ve Yunan mitolojisini “Türk Tarih Tezi” ile kendilerine eklemlemek istedikleri gibi…

Avusturya’nın yerel bir halkı olan Aborjînler'in mitolojisinde, "İnsan", "Toprak" ve Kutsal alan üzerine şekillenen "Düşzamanı" efsaneleri, "Yürüyüş" geleneği ile, hikayelerini, ürettiği ürünleri tanıtma ve birbirlerine sunma/öğretme ve nesiller boyu kendi dillerinden yaşatma biçiminde çıktıkları yolculuktur. "Gökkuşağı Yılanı" hikayesi ile toprağı kutsayan adeta, toprakta ve yeryüzünde nasıl yaşanılacağına dair yasaları sergileyen yasaları anlatıp yaygınlaştıran hikayeler anlatılır. "Güneş" hikayesi ile aşkın kutsiyetini, mutluluğun doğuşunu bütünleştiren, güneşe ayrı bir anlam yükleyen hikayeler mitolojisini renklendirir. "Ay" hikayesi ile mutsuzluğa düşen insanın, yeniden mutluluğu, ölünün diriliş mücadelesi dillendirilir.

Mari Mitolojisi

Mari mitolojîsinin sahipleri Yeni Zelanda’ya, MS. 13 yüzyılda gelirler.  Mariler, coğrafi yakınlıklarına rağmen gelenekleri, Aborjinlerden oldukça farklılıklar arz eder. Geniş bir çok tanrılı kabile geleneğine sahip olan Mariler’in ataları, yeni Zelanda’ya gelmeden önce dolaştıkları Pasifik boylarından Hawai ve Fuji’de yerleşirken Polonezya, Mikronezya ve Melanezyalılarla aynı soydan olduklarını belirtelim. Ancak MS. Göçebelik duruma düşmüş bu kabile halk  geçmişte sahip olduğu mitolojisine, göçebelikle birlikte denizden beslendikleri için, denize ayrı bir hayranlıkla hikaye ve kültürlerini şekillendirdikleri de görülür. Mari mitolojisine  göre GÖK BABA ve TOPRAK ANA dünyevi her şeyin atasıdır. GÖK BABA ile TOPRAK ANA’nın savaşıp, sonuçta  birbirlerinden ayrılmaya karar vermeleri, yer ve göğün birbirinden ayrılması ile Dünyaya ilk ışık huzmesinin düşmesi ŞAFAK, daha sonra da GECE ve GÜNDÜZ oluşur.  Çocuğunun bu ayrılığa  üzülmesi neticesinde GÖK BABA’nın ağlaması ile döktüğü gözyaşı YAĞMUR olur.  Çocuklarının teselli bulmaları ve her şeyin olduğu gibi sürmesini sağlamak için RÜZGAR çıkar ve sonra da denizlere karışarak dalgalar oluşturur.  Savaş tanrısı, Yarı Tanrı, Ölüm Tanrısı ve balık başta olmak üzere tükettikleri yiyecekleri bu ailenin yaşamı üzerine kurgulanarak hikayelendirilmiş ve kutsanmış.

Bu kendine mahsus hikaye anlatıları, kültürünün bir parçası olarak bir kabilenin diğerinden farklılığını da ortaya çıkaran özgünlükleri oluşur.

Çin Mitolojisi;

Antik bir kültür olarak Çin mitolojisi, bir çok dini ve kültürel inançtan etkilenmiştir. Çinde binlerce yıldır dolaşımda olan hikayeleri, Çin’in halkının doğuşunu, efsanevi önderlerini, geleneklerini ve dinlerini harmanlayarak anlatır. Çin yazısının günümüzde kullanımı MÖ. 1200 yıllarından kalma , kemik parçalarına kazarak var etmiştir. Çin Mitolojisinde, Sarı Nehri vadisinde MÖ. Yaşayan Xia Hanedanlığının yerinin önemli olduğu belirtilir. MÖ. 485 yılından sonra Çin, birkaç rakip devlete bölünmüştür. Ancak sonrasında birleşen bu bölünmeler neticesinde halk olarak dünyanın en büyük nüfusuna sahip bir halk olarak yaşamaktadır.

Çin mitolojisinde hayvanların yeri büyüktür. “Beyaz Yılan ve kadın”, “Kua Fu(devler)”, “Ejderhalar” üzerine anlatılan hikayeler çoktur.

Çin mitolojisinde olan her yılı bir hayvanın   karakterleriyle o yılda doğan insanları özdeşleştiren bir takvim sıralanır. Bu kültürün izlerini Arya halklarından da görmek mümkündür. Konfuçyus, Çin toplumunun sayılı filozof ve mitoloji anlatıcısıdır.

Misal;

Fare yılı; fareler zeki, popüler ve komik olur. Çok sadık ve mücadeleci olurlar. Ancak hırslı ve aç gözlüdürler. 1936 ve her 12 yılda bir fare yılı olur.

Öküz Yılı; Öküzler güvenilir ve iradeli olurlar, liderlik vasıfları güçlüdür. İnatçıdırlar ancak bazen kendilerini yalnız hissederler. 1937 ve her 12 yılda bir öküz yılı olur.

Kaplan Yılı : Kaplanlar sakin ve otoriter olurlar. Hırslı, cesur ve düşüncelidirler, ancak değişken ve gergin dönemleri vardır. 1939 ve her 12 yılda bir kaplan yılı olur.

Tavşan Yılı; Tavşanlar  aile ve arkadaşları arasında olmayı seven evcil yaratıklardır. Dürüsttürler, güvenilirdirler ancak korkaktırlar. 1940 ve her 12 yılda bir tavşan yılı olur

Ejderhalar: En güçlü Çin burcudur,  Ejderhalar çok şanslıdırlar. Lider ve kişiliklidirler. Zirveye varmak için her şeyi yapabilirler. 1940 ve her 12 yılda bir yılan yılı olur.

Yılan Yılı:  Yılanlar akıllıdır. Ticareti iyi bilirler. Çekici ve alımlıdırlar. Kıskançlığa yatkındırlar, ancak hafif tehlikeli yanları vardır. 1941  ve her 12 yılda bir yılan yılı olur.

At yılı: Atlar çalışkan ve girişken, alımlı ve sabırsızdırlar. Seyahati severler, ancak geçici ve istikrarsız oldukları da görülür. 1942 ve her 12 yılda bir at yılı olur.

Keçi Yılı: Keçiler yaratıcıdır. Zihinleri derin çalışır ve bu onları felsefeci gibi düşünmeye çeker. Ancak keçiler endişeli ve kendilerine karşı güvensizdirler. 1943 ve her 12 yılda bir keçi yılı olur.

Maymun Yılı: maymunlar zinde ve canlıdır. İyi dinleyicidirler. Anı yaşar ve menfaatçidirler. Eğlencelidirler, ancak uzun süreli ilişkilerini sürdüremezler. 1944 ve her 12 yılda bir maymun yılı olur.

Horozlar Yılı:  Horozlar açık gözlü ve pratik olur, her konuyu çok yönlü düşünür. Mükemmeliyetçi ve çalışkandırlar. Bazen aşırı titiz oldukları görülür. 1945 ve her 12 yılda bir horoz yılı olur.

Köpekler Yılı: Köpekler mert ve dürüsttür. Başarılıdırlar,  ancak ara sıra yalan söyler ve kapris yaparlar. 1946 ve her 12 yılda bir kaplan yılı olur

Domuzlar Yılı: Domuzlar iyi arkadaştırlar ve yardım etmeyi severler. Zevkli ve araştırmacıdırlar. İş bitirici ve akıllıdırlar. Ancak fazla sınanmaya gelmez, tepki gösterirler. 1947 ve her 12 yılda bir Domuz yılı olur.

Bu karakterler o yıllarda doğan insanlarda aranır.

Yukarıda derleyerek, özet halde  aktardığımız farklı coğrafyalardaki mitolojilerin  bazılarını birebir , bazılarını da deforme edilmiş haliyle biz Kürtler de kendi yaşayışımızda görürüz. İnanç ve kültürümüzü tartışırken bu izler ile  mukayese etmek yanlış olmaz. Ancak onları olduğu gibi beynimize  kopya ya da ezberletilerek, yaşamamız gerkmiyor. Değerlendirmek ve bu hususta özet halde fikir sahibi olmak, tartışmalarımıza zenginlik ve kolaylık sağlar. 

15.09.2020

 

Bu makale toplam: 2832 kişi tarafından görüldü.
Son Güncellenme:03:00:50
Bu gönderiye hiç yorum yapılmamış! İlk yorum yapan kişi olmak ister misin?
Nerina Azad

Ahmet Önal

Ahmet Önal

Yazarın Önceki Yazıları

Din, Siyaset ve BilimDoğu Akdeniz'de Devlet KonumlanmalarıKendime Soruları, Siz de Düşünüyor musunuz?Komik OlmayınUlus; Siyasal Birliği ve Dili ile Vardır!Irkçılık; Hastalık Değil, İnsanlık Suçudur!Kültür ve Siyasette Irkçılık ve Kürt İşçilerinin Linç Edilmesi!Tuzu bile Bozan Lümpen ve Cahiller ile Aydınlar!Ayasofya’ya Kayyumu (1453) Ayasofya Kilisesi-camii, Müslüman ibadeti ve Cennet yalanıÖteki Olarak, Aidiyat,Hukuk ve Eşitliğe Tutunmak!Eğitimde; Hak-Haksızlık, Etik ve SuçHak Yolunda Hakikat 'Alevilik' Mi, Rêya Heqiyê Mi?!'Alevi' ŞaşkınlığıAlfabe ve Îmlaİttihat ve Terakki ile Devamında Çerkeslerden Bazı ŞahsiyetlerMUSTAFA KEMAL ve NUTUKİran İslam Despotizmi ve Mustafa Selimı'nin İdamıMihtra Înancı ve HîyerarşiKadın ve SavaşEleştiride; Pasif, Aşırı ve Zorlama Yorum Olmaz!'Kızılbaşlık': Osmanlı İle Safevi Çekişmesinde Çıkan Bir KavramKürt Siyasetinde Aşılmayan Gelenek; “Kürt Aşiretlerinde ‘Alan Koruma”Kürtlerin Guernica’ları çok, Picasso’ları var mı?Daraldıkça Dersim’den Kopmak ve Kötülük Yapmak!Kürd Aşiretlerinde Alan KorumaMusa ve Kitabı TevratYenilik ve Yenilenme!Alan Tutma YetmezDavut Kurun ve Anıları... Geçmişten Geleceğe Tecrübe SunuyorSavaşı ve Değişkenliği İzlemekFailin Suçunu, Mağdura Yığmak!Islam Şiddeti ya da 'Darül Harp'te, Mali Kaynaklar!İnsanlığın Acısını Beynin Açısı ÇözerRêya Heqîyê inancı Mîhtra inancıdır; Müslümanlık, Kızılbaşlık, Alevilik değildirBarış Günü Kutlamaları Şöyle Geçerken, Kürt Siyaset Tarihinde Tabu ve Maraziler..Türk Milliyetçiliğini, Kürt Milliyetçiliği ile Mukayese Etmek!Savaş Yeni Gelişmelere Gebe, Doğumu Merak EdiyorumYanlız Kemal Kılıçdaroğlu İçin Değil Tüm Linç Girişimleri Kınanmalı!Değişim ve ÖzgürlükSavunma: Düşünceler sorgulanmalı, ancak emniyet ve mahkemelerde değil!Rêya Heqîyê, Alevilik ve İslam!Değişim, Zaman, Din ve AstrolojiMarksizim’de Ulusal Sorun Yoktur?Dêrsim’de Koçgiri 1919-1922 ve Sonrası!..1968-1978’de Birleşen-Ayrışan Sancılar, Türki(y)e Solu ve Kürt Milli Hareketi!..Devşirmeler ve Devletsizler...Kendine Düşmek Yerine, Özgürlüğü ve Bağımsızlığı Düşünmek!İttihat ve Terakki Cemiyeti (İT-C)Haşdi Şabi ve Irak’ın 'Kerkük seferi' ne idi ne değildi?Kerkük’ün tarihine bir değinmeBağımsızlık Meşru Haktır, Olmadan Olmaz!Güney Kürdistan'da Bağımsızlık Referandumu ve Tercih!Egemenin Savaş-Barış ve Silahlanma-Silahsızlandırma Siyaseti'Stratejik Derinlik', Mursi ile battı, Suriye ile çöktüRaqqa - Musul Operasyonu ve SonrasıIII. Dünya Savaşı Uzun Sürecek 'Bağımsızlık Hedefi İle Kürdler Özgürleşecek!'4 Mayıs 1937 Bakanlar Kurulu Kararı ve Dersim Tertelesi!Kürt Sorununun Ağırlığı ve Aciliyeti!Kontrollü DarbeIII. Dünya Savaşı, Rakka ve Musul'a Dayandı, Abd - Rusya Anlaşarak Çözüme Gidiyor! Kürtler Ne Yapar?Kürt Bayrağı16 Nisan Referandumu Irkçılık Çekişmesindeİnsani Kişilik, Aidiyet-Kimlik Bilinci ile ŞekillenirUlusal Birlik ve Kongre hakkında düşüncelerimİttihat Ve Terakkinin Devamı, Kuvva-i Milli Teşkilatı Sevdalısı; Nazım Hikmet RanMemur Toplum Değil, Kendisi İçin Üreten Toplum KazanırYalanın Egemenliği, Doğrunun ‘Marjinal’liği!Türkçe Dışındaki Dillere Karşı, 140 Yıldır Uzun Sürece Yayılan Bir Savaş Sürdürülüyor!Ali Rıza Koşar: 38 yıldır içimde bir acı olarak kaldıTekoşîna Dıjwar!3. Dünya savaşında ABD–Rusya, Türk-İran konumlanması özgür Kürdistan'a kapı aralıyorTehlikeli İnsan, Tehlikeli Aydın, Tehlikeli Yazı, Tehlikeli Düşün ve Tehlikeliler Deyip Yaktılar!Kobanê Kürdistan'da Özeldir!T.C Cumhurbaşkanı RTE Uçtu!Kadın, Kürt, Kürdistan ile Bastırılmış KimliklerDiktatörleşen AKP ve Çözemiyeceği Kürt SorunuDiaspora, Kanton ve Bağımsızlık''Silahları Bırakın'' DiyorlarŞengal, Celawle, Kobani’ye DAİŞ/IŞİD Saldırıları ve Kürdistan’da Serhildan!Kürdleri Kürdistan’la Büyütmek yerine, Türkiye’yi Kürdlerle Büyütmek!!!Yahudilik; Hiristiyanlık Çözülmüştü, Sıra Siyasal İslamda!Kürt Romanı ile yüksek Kürt bilincineKavramları Çarpıtarak, Kürdü Çarpmak!Kürdistan, Türkiye Ve İşid konuşlanmasıKürt ulusal özgürlük mücadelesi ile HEP'e, tutsaklaşarak Türkiyelileşen HDP'yeİnkar, iskan, imha kurtuluşmu?Toprak İle Samimiyet(sizliğ)imiz!Kürt soykırımına karşı Kürdistan'ın bağımsızlık hayali
x